Adamın Başına Ne Gelirse !

Sizlere bu yazımda her insanda doğal olarak bulunan, düzeyi değişken olan bir duygudan bahsetmek istiyorum. İnsanoğlunda bu duygu olmasaydı sayısız ilmi, teknolojik ve bilimsel gelişme olmayacaktı. Bu duygu kontrollü kullanılırsa olumlu, kontrolsüz kullanılırsa maalesef kötü sonuçlar doğurabilen bir duygudur. Evet…bu duygu merak. Bazen merak etmek iyidir insanı ilme doğru götürür, bazen ise kötüdür insanı uçuruma doğru sürükler.

Doğumumuzdan itibaren bize verilen bu duygunun kadınlarda yoğun olduğu söylense de her iki cinste de olduğu muhakkaktır. Toplumsal olarak artık doğal görülmeye çalışılsa da bireysel alanlarımıza gereksiz müdahaleye kadar giden merak duygusu zaman zaman hepimizi zor durumda bırakabilmektedir. Hepimiz yaşantımızın bir kesitinde bazen daha da sık aralıklarla böyle insanların abartılı sorularına tanık olmuşuzdur ‘Voltaire’in de dediği gibi,’Bir insanı cevaplarından çok sorularıyla yargılayın’’.. Hangi okula gidiyorsun? Sınıfını geçtin mi? Alttan dersin var mı? Kız veya erkek arkadaşın var mı? Askerlik yaptın mı ? Bekar mısın? Neden evlenmedin? Ne iş yapıyorsun? Evlendin madem çocuk var mı? Neden yok? Bir çocukla olmaz ikinciyi düşünmez misin? Yine hamile misin? Kaç yaş oldun? Emeklilik yaklaştı mı, kaç yılın var? Çocukların evlendi mi? Diye uzayıp giden soru cümleleri ve bunların arasına sıkıştırılmış yüzlerce yorum hepinize tanıdık geldi değil mi?

Normal nedir sorusunun cevabı bile henüz tam olarak verilememişken; bu duyguyu kontrol nasıl olmalı? Merakımızda sınır nedir? Eğer konu ilim, bilim, teknoloji gibi dünyanın menfaatine olacak çalışmalar içinse elbette sınır konulmamalıdır. Konu bireysel merakımız ise ve insanların mahremiyetini tehdit eder düzeyde ise; işte orada biraz durup bireysel dizginleme yöntemlerini kullanmamız gerekmektedir. Bu konularda hoşuma giden iki güzel Ayet mevcuttur:

HUCURÂT-12:’’ Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.’’ Yaratıcımız bizdeki merak duygusunun tehlikeli sınırlarını aslında çok güzel vurgulamış; merakın dedikodu, gıybet, arkadan çekiştirme, su-i zan (kötü zan besleme) gibi birbirine eşdeğer kötü huyları da beraberinde getirme tehlikesi konusunda bizleri uyarmıştır. Bu ayet farklı cephelerden de düşünmeye değer geniş anlamlar içermektedir. Bu konu başlı başına farklı bir yazı olacak mahiyettedir. Diğer bir ayet:

İSRÂ-36 : ‘’Bilmediğin şeyin üstünde durup ısrâr etme; çünkü kulak da, göz de, gönül de, hepsi de sorumludur bundan.’’

İnsanların özel hayatları ve hallerine aşırı meraklı insanlar için aslında bu ayet ihtar niteliğindedir. Tüm organlarımız bu bilgilere olumlu olumsuz tanıklık ediyor; göz görüyor, kulak duyuyor ve gönül bu bilgilerin ağırlığını taşıyor. Karşımızdaki insanı merakımız ve sorularımızla içine soktuğumuz sıkıntılı durum da cabası.. Her iki cepheden de bakıldığında (merak eden ve merak edilen) bu duyguyu dizginlemek ve zarar verici boyuttan aşağı indirmek bireysel çabayla mümkündür. Aşırı meraklı insanların zihinlerini daha faydalı işlere yönlendirmeleri elzemdir. Boşluk insanoğluna yaramayan bir hal olup faydalı ve güzel işlerle hayatlarımızı süslememiz gerekmektedir. Hobi atölyeleri, sanat kursları, dil kursları, gönüllü sosyal faaliyetler rahatça herkesin vakti ve imkanı ölçüsünde yapabileceği faaliyetler olup bir işe odaklanmanın verdiği doluluk zihnimizi boş işlerle meşgul etmekten bizi alıkoyacaktır.

Bireysel olgunlaşmada faydalı kitapların okunması, değerli şahısların fikirlerini dinlemek de ahlaki cephemizi güzelleştirmeye katkı sağlayacaktır. Bireysel fayda gördüğüm diğer bir tedbir de zorunlu haller dışında rahatsız edici merakı olan bireylerle görüşmeyi sınırlandırmaktır.

Tüm bunlara rağmen ben yine de çok merak ederim, bana ne, kendimi engelleyemem diyenler unutmayın lütfen: Adamın başına ne gelirse meraktan gelir sözü boş yere denilmemiştir vesselam.. 🙂

Dr.Zehra BALTACI (Aile Hekimi)

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir