Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

AN’I YAKALAMAK İSTEYENLERE…

AN’I YAKALAMAK İSTEYENLERE…

AN’I YAKALAMAK İSTEYENLERE DAİR

Kırların ve çiçeklerin güzelliği arıyı kovanına dönmekten alıkoymaz. Güneş de ilgilendiği şeylerin çokluğuna, cezbesine kapılmaz; görevini yaparak yoluna devam eder. Irmak ve dereler denizin hasretiyle gece gündüz çırpınır.

İnsanın her adımı ölümsüz yuvasına dönüşüdür aslında. Bu katılıştadır mutluluk, bu katılıştadır sevinç! Bir çocuk bile oyunu, oyuncağı bırakır. Durur, bakar, düşünür. Küçük şeyler asla küçük kalmaz, büyür. Değişme ağır ağır olur.

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bir şeyin gerçekte ne olduğu zamanla ortaya çıkar. Küçük ihmaller büyüğünü emzirdiği gibi, küçük işlerdeki dürüstlük de büyük doğrulukları besler. Tartıda bir kaç gram eksik tartmak gibi dıştan küçük görünen öyle şeyler var ki , yarın dal budak salacak olayın tohumudur. Dürüstlük küçük işlerdeki davranışlarımızda belli olur ve hayatı bütün aldatışlara karşı korur.

İnsanın küçük şeylere karşı takındığı tavırdır, sonuçta insanı belirleyen. Diş minesi parçalanınca dişlerin çürümesi nasıl hız kazanırsa, insanın küçük işlere kayıtsız kalışı da toplumda ahlaki yıkılışı aynı hızla başlatır.

” Küçük şey yoktur” bilinci ahlaki kurallar için temel bir göstergedir. Bir çürük başladı mı, açıldı mı küçük iz, ürperip korkmalıyız. Bir yönde başlayan bozulma kısa sürede öbür yönlere yansır.

Küçük şeyler küçük kalmaz, büyür. Yoldan hafifçe sapmak sonunda yolu tamamen kaybettirir. Dikkat etmezse kendi araçlarının aracı olur insan. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Dıştan özgür görünür, halbuki o bir esirdir. Birşey insanı kıskıvrak bağlıyor, uyuşturuyorsa eğer; başka birşey görmeye fırsat bırakmıyor, nefes aldırmıyorsa, özlemi elinden alıyorsa ismi ne olursa olsun bir tutsaklıktır o. Yani hür olmakta hür olma özgürlüğü. İnsan özgürlüğüyle aslında çoğu kez esareti seçer. İnsan bazen kazanırken kaybeder. Bir düşüncenin anlamını açıklamak için onun hangi davranışı doğurduğunu bilmek gerekir. İşte o davranış, o eylem o düşüncenin ta kendisidir.

Anı yakalamak gerek. Sezgiye kalbini açan; olayın taşıp sınırı aşmasını, gerçeğin yanlışa dönüşerek kalbe kök salmasını beklemez. Her şey küçük bir izle başlar. Sonra evreler birbirini izler. Tarih örneklerle dolu. Güçlü devletlerin bünyesinde nasıl büyüdü? Başlangıçta dikkati çekmeyen küçük izler! İnsanlar gereğince eğitilmediği için küçük düşünce yanlışlıklarıyla bilinç yörüngesinden çıkarlar. Bir anlık ruh haletiyle yazılan bir kaç satır bu sebeple yol olur, ekol olur. Hatta bu satırlar zamanla değişerek daha da garip elbiseler giyer. Eğitim bu sebeple kişiye sadece bilgi kazandırma değil, bu bilgi gücüyle gerçeği kavratmaktır. Başlangıçta normal, masum bir ihtiyaçken, hırs hızı artınca yörüngesinden çıkar; sonunda bir put, bir mabud olur para.

Küçük şeylerle olur, büyük olan değişmeler. Önce tek bir ayak, sonra patika izi, sonra da çaresiz seyredilir meydanlar… İnsan güçlü olmazsa daima kolay yönü seçer. Böylece bir küçük iz, örnek yerine geçer. İnsan yol ararken o izin peşine düşer. Sonunda gerçeği arayacağım derken gerçekten uzaklaşır ve neyi aradığını bile hatırlayamaz olur.

Zihne saplanan şüphe ağaç olur gelişir. Her yeni fikir bir süre için yanlışta olsa gerçek görünebilir. İnsan yanlış ya da eksik yoruma bu yüzden açıktır.

Bilgi, bilgiye hazırlıklı olmayı gerektirir. Aksi halde bir şeyi asla doğru yorumlayamaz insan. Hem insan genelde sezgiden mahrum olduğu için fikrin çürük noktasını değil, parlayan tarafını görür.

Eylemlerimiz sınırlarının ötesine uzanır. Olaylar insanlardan daha kuvvetlidir ve insan kendi eliyle başlattığı hareketin çoğu kez gerisinde kalır. İnsanın yaptığı, nerelere varacağını kestiremeyeceği bir hareketin sebebi olmaktan ibarettir. Bazen bu, hayalinden bile geçirmediği bir sonuçtur.

Küçük şeyler öyle bir tohumdur ki; uzatır kollarını, kainatı kucaklar. Bir sapan taşıyla kırmızı ışıklar yanar. Her zaman yangın, sel, deprem değil; bir yalan ya da kuşlara atılan sapan taşı bir siren sesi gibi haberdir felaketten.

Çocuk kanatlarını koparınca sineğin, uyarılmıyorsa, söylediği yalana göz yumuluyorsa eğer, kuşlara taş atarken bir tepki görmüyorsa, taşlaşıyor demektir o billur çocuk kalbi. Küçük acımasızlar büyüğüne yol açar. Her sapan atışta o küçük taş çocuğun kalbinden bir şey alıp götürür. Belki de böyle bir durumda tıpkı bir yangında dünyayı çağırır gibi bir feryadı koparmalı anne! Acımanın silinme nakışları çocuğun saf ruhunda ancak böyle açılır belki de…

Şimdi devamlı yaşanan bir hikayeyi birlikte okuyalım: ”Işıklar söndü, film başladı. Perdede yalnızca iki el vardı. Minik bir el büyük bir eli tutmaya çalışıyordu. Sonra renkler zayıflamaya, görüntü silikleşmeye başladı. Bulanık bir hayal haline gelen bu film karesinin ardından peş peşe başka film kareleri geliyordu. İlk karede tabancalı bir el, yaşlı bir kadının şakağına uzanmıştı. 2. karede bir el, damardan eroin enjekte ediyordu. 3. karede bir el, saatli bombanın vaktini ayarlıyordu. 4. karede bir el, başka bir elden zarf içindeki yüklüce parayı alıyordu. 5. karede bir el, kasanın şifresini kurcalıyordu. 6. karede bir el, kendine uzanan başka bir eli itiyordu. 7. karede bir el… Renkler tekrar canlandı, görüntü netleşti. Perdede yalnız iki el kaldı. Minik bir el, büyük bir eli tutmaya çalışıyordu. Bütün olumsuzluklar ve acılar uzanan bu elin tutulmamasından kaynaklandı. O eli zamanında tutamayanlar, tutacak bir el aradıklarında elleri boşlukta kalanlardı.”

Anı yakalamak gerek. Çocuğa tepki göstermek yeri geldiği zaman bulunmaz altın fırsat olacak. Her şeyin yeri, zamanı ve değeri ayrı. Öyle zaman olur ki, insandan en büyük soyluluk gök gürültüsü gibi ”hayırr” sesiyle çıkar.

Çocuğa bilinçsizce yönelmek gerçek sevgi değildir. Bizi durduran, uyuşturan, köstekleyen her şeye ”hayır” demeyi öğrenmeliyiz. ”Hayır” tereddüdün, şüphenin kaçıp kurtulmak için umut aradığı yolu kesin olarak kapatır. Geleceğe dair kini, nefreti ve öfkeyi bitirir belki de…

 

Dr. Gökhan Güler
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.