Kastın Azabı

07.06.2019
A+
A-
İç(ler)im odalara sofalara ayrılmış gibi, içimin Fransız balkonunda oturmuş yağmuru seyrediyorum. Ben ilk defa bu kadar sessiz susuyorum. Bakışlarım bile cazgır bir senfonidir çünkü.
Gözüm de yaşım da midemin asitlerine karışıp boğuyor. Hissizleşiyor mu, canavarlaşıyor mu ayırt edemiyorum. Vazgeçilmezlerim vardı benim. Var. Kendime insan olmaktan daha “daha” anlamalar yüklemeye çalışmışım, yanlış yapmışım; ben basit bir insanım!
Derin karanlığım vardı bir çift, süblimleşip uçuyor ellerimin arasından: bir vardı, bir yok oluyor.
Tozunu çekeyim içime geri gelsin istiyorum, bu sefer de parçaladıkça parçalıyorum, kırıyorum, döküyorum. derin karanlığının içine bile bakamıyorum. İçimi çözemesin istiyorum, bir yandan da beni benden çok bilsin.. 
Ben yalan söyleyebilmeye başladım ya anne, beni görebiliyor musun?
İçimin temizliğiyle beraber, içimin diğer yarısını da kaybediyorum. Yani geriye içimden, birkaç arızalı nota kalıyor. Hani müzik beni iyileştiriyordu ya, şimdilerde iyileştirmek ne kelime, darağacına yürütüyor.

Ya ben cesur olsaydım? Ben cesur olsaydım eğer, tam da bu vakitlerde yaşattığım şeyi ben yaşayacaktım. Keşke mi, iyi ki mi? Bilmiyorum.

 

Bildiğim; aşkın da acının da en büyüğü içime yapıştı.



”    çektiklerim yar elinden
      şivekarın o dilinden.      “

       Salı, Eylül 24, 2013

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.