Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28°C
Gök Gürültülü

Şeker hastalığı (diyabet) nedir, belirtileri ve tedavisi

28.08.2017
A+
A-
Şeker hastalığı (diyabet) nedir, belirtileri ve tedavisi

Şeker hastalığı (diyabet) nedir? Şeker hastalığı belirtileri nelerdir?

Diyabet, vücudunuzda pankreas adlı salgı bezinin kafi miktarda insülin hormonu üretmemesi veya ürettiği insülin hormonunun etkili bir halde kullanılamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Diyabetli fert, yediği besinlerden kana geçen şekeri doğrusu glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselerek hiperglisemi denilen vaziyet oluşur. Diyabetin ortaya çıkışı genel anlamda ani ve dramatik olur. Diyabet hastalığının erken teşhisi için hekime başvurmayı gerektirecek belirtileri:  Aşırı susama, sık idrara çıkma, yorgunluk, açıklanamayan kilo kaybı ve tekrarlayan enfeksiyonlar, sık görülen belirtilerdir, özellikle çocuklarda bu belirtiler çok kısa süre içinde (haftalar yahut aylar) ortaya çıkabilir.

 

Diyabet çok hızlı ve aşırı kilo kayıplarına (normal ya da fazla yemek tüketimine rağmen) ve hiç azalmayan yorgunluk hissine neden olabilir. Tüm bu sayılan semptomlardan bir kaçına sahipseniz doktorunuza başvurmanızda fayda var. Diyabetin vücutta kalıcı hasarlara sebep olmadan teşhis edilmesi çok önemlidir. Bu nedenle diyabet belirtileri, nedenleri ve tedavisi hakkında bilgi sahibi olunması hayati değere sahiptir.

Diyabet (şeker hastalığı) nedir?

Pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya insulinin etkisine dokularda direnç olması sonucu kandaki şeker miktarının yük­selmesi ile ortaya çıkan ömür boyu devam eden bir hastalıktır. Besinler, vücudun başlıca yakıtı olan şekere dönüşmek üzere parçalanırlar. Daha sonra bu şeker kana geçer ve kandaki şeker düzeyi yükselmeye başlar. Sağlıklı bireylerde kana geçen şeker pankreastan salgılanan insülin hor­monu yardımıyla hücrelere taşınır. Diyabetli bireylerde insülin eksik veya etkisiz olduğu için şeker hücre içine giremez ve kanda miktarı yükselir.

Diyabetliler nasıl egzersiz yapmalı, nelere dikkat etmelidir?

 

Kan şekeri belli bir düzeyi geçince idrarla şeker atılmaya başlar. İd­rardaki şeker miktarının artması ile sık idrara çıkma, aşırı susama ve çok su içme görülür. İnsülin eksikliği veya yetersizliğine bağlı olarak hücreler glikozu kullanamaz; lüzumlu olan enerji yağlar ve proteinlerden sağlanır. Bunun sonucu diyabetli birey hem zayıflar, bununla beraber idrarda keton (aseton) kaynaklanır.

Diyabeti olmayan bir fert kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonrasında) 140 mg/dl‘nin üstüne çıkmaz. Açlıkta yada toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir.

Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl yada daha çok olması diyabetin varlığını gösterir.

OGTT’de glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri kıymeti önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl yada daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.

Tip 1 Diyabet nedir ?

Tip 1 diyabetli kişilerde yeterli insülin üretimi yoktur veya çok azdır. Tip 1 diyabeti olan bireyler için insülin yaşam için elzem olan, vazgeçilmez bir ilaçtır. Diyabetli kişilerin % 5-10’u bu tip diyabetlidir.

Tip 1 Diyabet nedenleri

Pankreasa zarar veren virüsler
Vücudun kendi müdafa sisteminde oluşan ve pankreastaki insülin icra eden hücrelerin tahribi ile neticelenen sorunlardır.

Tip 2 Diyabet nedir

Tip 2 diyabetli kişiler insülin üretir fakat üretilen insulin hedef dokularda etkili olarak kullanamazlar. Tip 2 diyabeti, tip 1 diyabete kıyasla daha sık görülür; diyabetli kişilerin %90’ı tip 2 diyabetlidir.

Tip 2 Diyabet nedenleri

Yaş (25 yaş üzeri)
obezite
kalıtımGebelik esnasında diyabet gelişimi
4.5 kilogram’ dan ağır bebek doğuranlar
Stres
Hipertansiyon

Pre-diabet (gizli saklı Şeker) nedir

Eğer bir ferdin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya kafi yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.

Diyabet hangi sağlık sorunlarına yol açar?

Kan şekerinin sürekli yüksek olmasına bağlı olarak ileri dönemde önemli sağlık problemlerı gelişebilir: Kalp-damar hastalıkları, Böbrek problemlerı, Göz sorunları, körlük, Felç, Ayak yaraları, Duyu kayıpları, Sık enfeksiyonlar, Yara iyileşmesinde gecikme, Cinsel problemler

Diyabetin belirtileri nelerdir?

Polidipsi (susama hissi ve sıvı alımındaki aşırı artış)
Poliüri (çok ve sık idrara çıkma)
Polifaji (iştah artışı) diyabetin üç klasik emaresidir.
Yorgunluk ve halsizlik
Sık ve aşırı acıkma
İstem dışı kilo kaybetme
görenık görme
Ayaklarda hissizlik yada uyuşma, karıncalanma

Tip 1 Diyabet belirtileri nedir?

Tip 1 diyabetin ortaya çıkışı genel anlamda ani ve hüzünlü olur. Aşırı susama, sık idrara çıkma, bitkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve tekrarlayan enfeksiyonlar, sık görülen belirtiler olmakla beraber hiçbir açık emare de olmayabilir.

Diyabetik ayak yaralarında medikal bakım

 

Tip 1 diyabette ve özellikle çocuklarda bu belirtiler çok kısa süre içinde (haftalar ya da aylar) ortaya çıkabilir. Tip 1 diyabet çok hızlı ve aşırı kilo kayıplarına (düzgüsel ya da fazla yemek tüketimine rağmen) ve hiç azalmayan yorgunluk hissine niçin olabilir. Kilo kaybı dışındaki tüm bu sayılan semptomlar, iyi kontrol edilmeyen tip 2 diyabet hastalarında da görünebilir.

Ağız kuruluğu ve sık idrara çıkma: Aşırı şeker idrarla atılırken vücut suyunu da çektiği için idrar miktarı fazlalaşır. Bu durumda susama hissi ve ağız kuruluğu artar. Sonuç olarak hasta normalden daha çok idrara çıkıp daha fazla su içmeye başlar.

(Kan glukoz konsantrasyonu, böbreklerde glukoz için eşik kıymet olan 170–180 mg/dl’nin üzerine çıkarsa, böbrek proksimal tübüllerinden glukozun gerialınımı tam olmaz ve glukozun bir kısmı idrarda kalır. Bu durum idrarın ozmotik basıncının artmasına ve suyun böbrekler tarafından geri emiliminin azalmasına niçin olarak idrar yapımının artmasına (poliüri) ve dolayısıyla su kaybına yol açar. Kan hacminde su kaybı yüzünden oluşan kayıp hücreler tarafınca tutulmakta olan suyun kana ozmotik yolla geçmesiyle yerine konur, ancak bu vaziyet vücudun susuz kalmasına ve susama hissinin artmasına (polidipsi) niçin olur.)

Aşırı acıkma: Kandaki şekerin hücre içine girmesi için yeterli insülin bulunmadığından kaslar ve organlarda enerji açığı meydana gelir. Bu konum açlığı tetikler. Yiyecek yedikten derhal sonra bile açlık devam eder. İnsülin kullanılmadan, yiyeceklerin içindeki şekerler, adeta enerji fakiri olan vücut dokularını doyuramaz.

Kilo kaybı: Acıkmayı azaltmak için daha fazla yemek yenilmesine karşın hızla kilo kaybedilir. Enerji olarak kullanılabilecek şeker bulunmadığı için kas dokuları ve yağ depoları büzüşebilir.

Bitkinlik: Hücre içinde enerji (şeker) yoksunluğu sebebiyle hasta, kendisini yorgun ve huzursuz hisseder.

Bulanık görme: Kandaki şeker seviyesi çok yüksek ise vücudun tüm dokularından, ayrıca göz merceğinden de su çekilir. şu sebeple bakılan objelere odaklanılması güçleşir ve kabul edenık görme ortaya çıkar. Uzun sure yüksek konsantrasyondaki glukoza maruz kalması göz merceğinin glukoz absorbe ederek şekil değiştirmesine ve görmenin bozulmasına neden olur. Kan şekerinin düzenli olarak denetimünün yapılması ve normal sınırlara yakın tutulması genellikle merceğin şeklinin ilk haline dönmesini sağlar.

Diyabet ve beslenme: Tip 1 ve Tip 2 diyabet hastaları için önerileri

 

bulanık görme diyabet teşhisine giden yolda en yaygın görünen hasta şikayetlerinden birisidir. Tip 1 diyabet hastaları hızlı değişen görme bozuklukları için hazırlıklı olmalıdırlar, Tip 2 diyabet hastalarında görme bozuklukları genellikle aşamalı olarak gerçekleşir ama yine de hastalar bu durum için hazırlıklı olmalıdırlar.

Ağızda Aseton kokusu: Hastalar (genellikle tip 1 diyabet hastaları) aşırı bir metabolik düzensizlik durumu olarak tanımlanabilecek diyabetik ketoasidoz isminde olan durumu sergileyebilirler. Diyabetik ketoasidozun emareleri içinde hastaların nefesinde belirgin bir aseton kokusunun olması, Kussmaul solunumu adında olan çok hızlı ve derin soluma, poliüri, mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı, çeşitli tiplerde mental (saldırganlık, mani, zihin karışıklığı, veya halsizlik benzer biçimde) bozuklular sayılabilir. Şiddetli diyabetik ketoasidoz vakalarında tablo komaya doğru ilerleyebilir ve ölümle sonuçlanır. Diyabetik ketoasidoz tıbbi bir acil durumdur ve hastaların derhal hastaneye kaldırılmaları gerekir.

Diyabetik ketoasidoz” geliştiğinde aşağıdaki belirtilerle hastaneye başvurabilirler:

Derin ve hızlı nefes alıp verme
Cilt ve ağız kuruluğu
Yüzde kızarıklık
Nefesin çürük meyve gibi kokması
Bulantı ve kusma
Sık idrar yapma
Mide yada karın ağrsıcaklıkTip 1 diyabet, genellikle çocuk ve gençlerde görülen diyabet tipidir. Diyabetli vakaların %5-10’unu oluşturur. Tip 1 diyabetlilerde insülin üretimi yoktur yahut çok azdır. Pankreas insülin üretmediği için insülin, enjeksiyon yada pompa yolu ile vücuda verilir. İnsülin tedavisi, vücutta var olan bir eksikliğin yerine koyulmasını sağlar. Bağışıklık sisteminin virüs, toksik maddeler, ilaç, stres vb. Gibi herhangi bir nedenle normalden sapması sonucu vücudun kendi hücrelerini yabancı olarak algılaması sebebiyle aktive olan bağışıklık sistemi, insülin yapımını üstlenen pankreas beta hücrelerini tahrip eder ve bu tahribat %80’in üzerine geldiğinde hastalık belirtileri ortaya çıkar.

Tip 2 Diyabet emareleri nedir?

Tip 1 diyabetin emareleri daha az sıklıkta ama aynı biçimde tip 2 diyabetli kişilerde de olabilir. Tip 2 diyabetin ortaya çıkışı daha yavaştır ve bu nedenle tespiti de daha zordur. Bazı tip 2 diyabetli kişilerde hiçbir erken emare görülmez ve başlangıçtan bir kaç yıl sonra çeşitli diyabet komplikasyonları varlığıyla teşhis edilirler.

Tip 2 diyabet oluşumunda iki önemli mekanizma rol oynar. Birincisi pankreastan salgılanan insülinin hücre içine girememesi, ikincisi ise pankreasın insülin üretiminin azalması. Tip 2 diyabette insülinin hücre içine girememesi insülin direnci olarak isimlendirilir. İnsülinin hücre içine girememesi sonucu, hücrenin enerji kaynağı olan glukoz (şeker) buna bağlı olarak hücre içine giremez. Kanda birikir ve kan şekeri yükselir. Bir süre sonra pankreastan insülin salgısı azalmaya adım atar ve diyabet tablosu daha ilerler.

Tip 2 diyabet, Tip 1 diyabete kıyasla daha sık görülür; diyabetli kişilerin %90’ı Tip 2 diyabetlidir. Tip 2 diyabet esas olarak yetişkinlerde görülmekteyse de son yirmi yıldan bu yana çocukluk ve erişkinlik çağında da önemli bir mesele olmaya başlamıştır.

Tip 2 diyabet bulguları hemen hemen başlamadan 10-15 yıl süre öncesinden pre-diyabet gizli saklı şeker olarak adlandırılan (glukoz intoleransı) devri vardır. Bu açlık kan şekeri 126 mg/dl veya daha yüksekse birey diyabetlidir. Şeker yükleme testi için 8 saat açlıktan sonrasında, açlık ve 75 gr glukoz da eritilir ve içilir. Düzgüsel kan şekeri ilk iki saatte 140 mg/dl’nin altındadır. Bu test sonucunda ilk iki saat içinde kan şekeri 140-199 mg/dl arasında ise pre-diyabet (gizli şeker) vardır, bu değerler bireyin diyabete aday bulunduğunu gösterir. İlk iki saatlik kan şekeri 200 mg/dl’nin üstünde ise diyabet tanısı konur.

Tip 1 Diyabette daha sık görülen diyabetik ketoasidoz’tan daha ender sadece minimum diyabetik ketoasidoz kadar ciddi konum da tip 2 diyabet hastalarında daha sık görülen Hiperglisemik Hiperozmolar Nonketotik Sendrom (HHNS) dur. Ketoasidoz olmaksızın, aşırı hiperglisemi, plazma hiperozmolaritesi ve aşırı su kaybı (dehidratasyon) ile karakterize bir sendromdur. çoğu zaman tip 2 diyabet hastalarında aşırı su kaybının bir sonucu olarak ortaya çıkar. çoğunlukla aşırı miktarda şekerli içecek tüketen hastalarda ve yaşlılarda görülür. Aşırı şekerli sıvı tüketmek sıvı kaybı anlamında kısır bir döngü oluşturmaktan öteye gitmez.

Şeker hastalığını kesin tedavisi var mı?

Şeker hastalığı için uygulanan ve araştırma aşamasında bir çok tedavi şekli vardır fakat bu şuan için yaygın olarak kullanılan, şeker hastalığının kati tedavisinden söz etmek mümkün değil.

Günümüzde şeker hastalığının tedavisinde yaygın olarak kullanılan yöntemler hastalığın tipine ve derecesine gore değişmekle beraber; tıbbı beslenme (diyet), egsersiz, hap tedavisi (oral antidiyabetikler) ve insülin tedavileridir. Bu tedavi yöntemleriyle kan şekeri normalleşmeyen hastalara insülin pompa tedavisi de uygulana bilmektedir. Şeker hastalığının komplikasyonları ilerleyen hastalara pankreas adacık nakli ve pankreas nakli tedavileri son olarak seçenek olarak uygulanabilmektedir.

Bu iki tedavi şekli insülin ihtiyacını tamamen ortadan kaldırsa da vücudun organı reddetmemesi için müdafa mekanizmasını baskılayıcı (immünsüpresif) güçlü etkileri olan ilaçlar verilmektedir. Ek olarak organ bağışlarındaki yetersizlikten dolayı bağış bulmakta karşılaşılan en büyük zorluktur. Bununla birlikte şeker hastalığının kati tedavisi için gen ve kök hüce tedavileri konusunda ümit vaadeden ciddi çalışmalar devam etmektedir.

Şeker hastaları ne yemeli?

Şeker hastalığının yol açabileceği olası komplikasyonlar büyük oranda doğru beslenme ile kontrol edilebildiği için şeker hastaları “acaba ne yemeliyim ya da ne yememeliyim” sorusunu sık sık merak ederler. Şeker hastalığı teşhisi konulduğundan bu yana belki de sizin üzerinde en sık durduğunuz, çevrenizden kulaktan dolma bilgiler edindiğiniz mevzu: “şeker hastaları ne yemeli” konusudur. Şeker hastaları ne yemeli konusunda çok uzun gıda listeleri hazırlamak yerine; beslenme tedavisi ilkelerini bilmek, uygulanması ve takip edilmesi en basit yöntemdir. Bu sebeple aşağıdaki “diyabet hastalığında beslenme tedavisi” başlığını okumanızda yarar var.

Diyabet hastalığında beslenme tedavisi

Diyabetin kontrolünde temel yapı taşlarından biri beslenme tedavisidir.

Diyabette beslenme tedavisinin amacı;
Arzu edilen metabolik kontrolü sağlamak;
Açlık kan şekeri (AKŞ): 70-120 mg/dl
Tokluk kan şekeri (TKŞ): <140 mg/dl
HbAlc: < %6.5
Total kolesterol: < 200 mg/dl
LDL kolesterol: < 100 mg/dl
Trigliserit: <150 mg/dl

Diyabetli bireylerin beslenme tedavileri; yaşına, boyuna, vücut ağırlığına, fiziksel aktivite durumuna, sosyo­ekonomik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına gore diyetisyen tarafınca hazırlanmış olur. Beslenme programı ki­şiye özeldir. Diyabetli bireyler kafi ve dengeli beslenebilmeleri için enerji ve tüm besin ögelerinden önerilen miktarlarda almaları gerekir.

Enerji

Uygun vücut ağırlığının sağlanması ve sürdürülmesi diyabetin kontro­lünde büyük önem taşımaktadır. Enerji dengesi, vücut ağırlığının korun­masını sağlar. Tip 2 diyabetik bireylerin % 80’i obezdir. Enerji alımının azaltılması ile ağırlık kaybı metabolik kontrolü pozitif yönde yönde etkiler. Diyabetik bireylerin enerji gereksinmeleri saptanıp, kendilerine uygun enerjiyi rejimle almaları arzu edilen vücut ağırlığının sağlanması açısından önemlidir.

Prof.Ahmet Işıkoğlu
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Avatar Alican Kırmızı dedi ki:

    Annem de de şeker hastalığının böyle bir belirtisi vardı direk sizin öneriniz ile doktora gittik Allah dan erkenden davrandık. Makale de çok iyi yazılmış ve bilgi verici çok teşekkürler