ŞİDDET VE ÇİÇEK

Biz hangi ara bu kadar hırçın olduk? Sarı çiçekle sohbet eden Yunus iken hoyratça bitkiyi, çiçeği, ağacı, dalı koparır olduk. Kıtalara adaletle hükmetmeden önce; önden gönül elçileriyle sevgiyi, muhabbeti, kardeşliği götürüp; toplumu gül bahçesine çevirirken, her gün acımasızca bir şiddet haberiyle sevgi ve kardeşliği baltalar olduk. Gönülleri inşa ve ihya ederken ecdadımız, gönülleri yıkık ve harabe hale getiren bir nesile dönüştük.

Sağlık camiasının bir neferi olmam hasebiyle neredeyse hergün bir şiddet haberi duyar olduk. Sadece sağlıkta değil diğer kamu hizmet alanları, okullar, bankalar ve günlük sosyal hayatın içinde de insanlar pimi çekilmiş bomba gibi kavgaya hazırlar. Sanki görünmeyen bir el aramıza öfke ve şiddet virüsünü bulaştırdı, bir hastalık gibi benimsemeye, normal görmeye başladık. İşte sorun burada başlıyor; insani bir tepki olan öfke kontrollü ise ve şiddet eğilimine dönüşmüyorsa doğal görülebilir, lakin birey öfke kontrolünde zorlanıyorsa ve şiddet eğilimi yüksekse bunu kontrol etmeye çalışması ilk adım olmalı ve bireysel kontrolde zorlanıyorsa profesyonel  destek almalıdır .Bedensel hastalıklarımız  nasıl iyileştirilebiliyor ya da sınırlandırılabiliyorsa ruhsal rahatsızlıklar da kontrol altına alınabilir. Bireysel farkındalık, yardım almada gönüllülük ilk adımlardır. ‘’Ben değişmem ‘’ tutumu yanlış olup; insanın tekamül eden bir varlık olduğu unutulmamalıdır. Kötü huylar dizginlenebilir.

Herkes bir eskiye özlem söylemini terennüm ederken acaba şimdiyi ve geleceği iyileştirmeye dönük nasıl dokunabiliriz? neler yapabiliriz? sorularının  cevabını kaç kişi düşünüyordur? Yeniden inşa ve ihya toplumu nasıl oluruz? Bu konunun çözümü zor gibi görünse de mümkündür. Peygamberimiz (sav)bir Hadislerinde şöyle buyurmuştur: ”Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Şayet  eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.”(Müslim-İman 78)

Hepimiz önce kendimizi inşa ve ihya ile başlamalıyız. Kötü huylarımızı, öfkemizi, kızgınlık ve kırgınlıklarımızı  düzeltme gayretiyle işe başlamalıyız. Fertlerle başlayan iyileşme aileye, aile de topluma yansıyacaktır. Atasözümüz ne güzel demiş:

Bir mıh bir nal kurtarırı,

Bir nal bir at kurtarır,

Bir at bir er kurtarır,

Bir er bir cenk kurtarır,

İlginizi Çekebilir ! Göz Atmanızda Fayda Var 🙂  Doğal Şifa Kaynağı BAL

Bir cenk bir vatan kurtarır.

‘’Bir benimle ne olur’’ demeyelim. Bu toplum aile ve fertlerden müteşekkil olduğuna göre her fert bir tuğladır. Binaların sağlamlığı temele ve tuğlaların düzenine bağlıdır. Çürük temel, eğri duvar binayı şeklen bozar ve yıkılması mukadder olur.

Bireysel inşa ve ihyada manevi eğitimin ciddi rol oynadığına inanıyorum. Bir yanlış yapılırken kimse beni görmese de Allah görüyor inancı bizlere; kötülüğe karşı ilk fren olmalıdır. Bir Hadis-i Şerifte: ”Müslüman insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Tirmizi) buyuran Peygamberimiz en güzel örneğimizdir. Bunlar uygulaması zor gibi görünse de mümkündür. Bireysel iyileştirme en azından dalga etkisi gibi etrafımıza da yayılacaktır.

Öfke ve şiddetin varlığı kadar tanıklığına suskunluk da bunu yapanlara meşruluk algısı vermektedir. Kim olursa olsun haksızlık karşısında doğru tavrı sergilemek insani bir vasıftır. Bazen doğrudan müdahaleye zarar riski taşıdığı için, insanlar can emniyeti kaygısıyla uzak durmaktadırlar. Böyle durumlarda bile emniyet güçlerine haber verilebilir.

Bireysel gayret ve önlemlerin yanında her biri ayrı bir yazı olabilecek toplumsal ve devletin alması gereken tedbirler de şiddeti önlemek için elzemdir. Bu iyileşme hareketi uzun yıllar sürse de nesilden nesile devam ettirilmeli. Yunus Emre gibi çiçeklerle hasbihal eden kuşaklar tekrar gelene kadar bıkmadan, azimle gayret etmeliyiz. Unutmayalım dün bitti, şimdideyiz, yarın için hala ümit var; o halde gayrete devam.

Dr.Zehra BALTACI (Aile Hekimi)

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir