Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Gök Gürültülü

Yüreğine Batmış Görünmez Bir Diken Gibi Lanettir Alışmak!

Yüreğine Batmış Görünmez Bir Diken Gibi Lanettir Alışmak!

Yüreğine batmış görünmez bir diken gibi lanettir alışmak!

Alıştığın, sevdiğin şeyi bırakmak

Tanımlamaya çalışacağım.

Çok fazla başarı beklentim yok bu işten.

Bırakamamak en çok.

İçindeki sessiz çığlığı gerisin geriye yutmak her geldiğinde…

Senden giden her adımında

Etinin tırnağından, etinin kemiğinden, etinin derinden yavaş yavaş ayrılması kadar acı verici…

Yüreğine batmış görünmez bir diken gibi lanet!

Acıyan yerim şurası diyemiyorsun işte. Bulup çıkartamıyorsun. Her saniye tekrar yanıyor canın.

Uyuyamayıp alkole sarıyorsun. Sarhoş olup sızmak, bir şekilde beyninin düşüncelerinden kurtulmak istiyorsun. Olmuyor… Hissediyorsun! Hissediyorsun! Hissediyorsun!

Ölüme yalvarıyorsun. Gelme desen gelir alır seni. Ama gelmiyor iste. Seni her gün bu acıyla yaşamaya, yokluklara alıştırmaya mahkûm ediyor.

Tiryakisi olduğun bir şey gibi nefsini dürtüp duruyor yokluk. Hırçınlaşıyorsun.

Yanındayken sen kadar olan adam, yokluğunda dünya oluyor. Nereye baksan onu görüyorsun. Kendi içinde öyle zıt ki bu dünya, dokunamıyorsun…

Düşünmemek için aklını kaybetmeye razısın belki ama düşüncelerin 24 saat durmadan sana işkence ediyor… Öyle bir gün falan değil… Çok fazla gün…

Ziyanın ziyan! Hem de en büyüğünden.

Kendini kaybediyorsun.

Huzurunu.

Uykunu.

En sonunda alışıyor insan… Her şeye alıştığı gibi… Ama ne zor alışmak, ne uzun…

Saniyelerin arasına yıl sıkıştırıp daraltıyor kalbini… Uzatıyor geceleri… Tüm sesleri gürültüye çeviriyor…

Sahip olduğun her şeyin nankörü oluyorsun o olmayınca,

Ne eziyetli şey sevmek,

Alışmak

Ve sonunda kaybetmek…

İnstagram: http://www.instagram.com/bahar.goksu_

Bahar Göksu
Bahar Göksu
1993 senesinin Nisan ayı. Yağmurlu bir perşembe sabahı 8 Nisan da dünyaya gözlerimi Alanya 'da açtım. Mavinin yeşille sarmaş dolaş olduğu bu şehirde geçti çocukluğum. Annem, babam, kardeşlerim ve ben. Dünyam bu kadardı çocukluğumda. Evimizin önündeki dut ağacı özgürlüğümün ve oyun sahamın bitiş noktası olarak senelerce orda durdu dimdik. Yörük kültürünün içine doğdum. Dahası keçimiz bile vardı ben çocukken. Kıldan dokunmuş kilimlerden tutun da keçilerin boynuna kaybolmasın diye takılan çanlara kadar hepsi vardı etrafımda. Çamurdan evler yaptım çocukken. Şehirler kurup o şehirlere liderlik ettim, arkadaşlarımı yönetmeyi onlara görev vermeyi onlardan yaşça biraz büyük olmayı -olmasam da öyle sanılmasını- istedim hep. Yeşilin içine düştüm, rengârenk çiçekleri yemyeşil bahçelerde topladım. Portakal çiçeği aromalı bir hayatım vardı benim çocukken. Dilimde dilimin dönmediği yabancı şarkılar bulutların şekillerine eşlik ederdi. Bazen kalp, bazen kuğu bazen melek ama mutlaka bir şey görürdüm gökyüzünde. Annem benden 43 yaş büyük, babam 48 yaş. Bu da şüphe yok ki korkunç bir kuşak çatışması demek. Evde sessiz kuşaktan tutun da x, y, z kuşağına kadar her kuşaktan insanın kendi eşsiz doğruları ve yaşam felsefelerinin olması ve bunun bir şekilde ortak doğrulara dönüştürülmesi ciddi bir empati ve hoşgörünün ürünüdür. Bu küçük yaştan itibaren olgun olmak zorunda kalmış bir çocuğu beraberinde getirdi ve ben bu ciddi kuşak çatışmasının içinden onlarla anlaşmayı başararak çıkmış küçük bir kahraman olarak ifade edebilirim kendimi. Günümüzün modern hayat anlayışına onları ikna etmek, kendi hayatımı onlarınkiyle çarpışmadan yaşayabilmek ciddi bir iş. Onların da çocukluğa geri döndüğü dönemlerde sanırım eşitlendi yaşımız hatta zaman zaman kendimi onlardan daha olgun hissettiğim de olmuyor değil. Okul hayatım boyunca ailemin dizinin dibindeydim. Dut ağacı güvenlik çemberini aşmıştım ama mahalle ilkokulundan bir adım öte gidemedim beş yıl boyunca. Sınıfımın en başarılı öğrencisi olarak ilköğretimi bitirdikten sonra Anadolu lisesinde türkçe- matematik ağırlıklı olarak okudum. Edebiyata ilgim henüz okula başladığım yıllarda şiir kitaplarını ve dünya klasiklerini okumamla başlamıştı zaten. Ortaokul boyunca yazdığım duygu dolu kompozisyonlarla ayakta alkışlandım ve örnek gösterildim. Şiir dinletilerinde insanların kalplerine dokunmaya başladım. Henüz on üç yaşındayken bir bayram sabahı elime kalemi defteri alıp ilk hikâyemi yazdım. Okuduğum çevrelerde büyük beğeni toplayan bu hikâye benim yazma anlamında cesaretlendiğim ilk yer diyebilirim. Edebiyatın teknikleriyle epey içli dışlı bir lise eğitiminden sonra kazanımlarımı daha iyi yazmak için kullanabildiğim ölçüde kullanmaya devam ettim. Koruma çemberimiz dut ağacı; mahalle sınırı, ilçe sınırı derken, il sınırı olarak devam etti ve Antalya da lisans eğitimime devam ettim. Bir yıl İngilizce hazırlık olmak üzere beş yıl İktisat okuduktan sonra kepi fırlatıp güvenli yuvama geri döndüm. Ebeveynlerle ve kardeşlerimle aramdaki yaş farkının hiç değişmemesi matematiksel bir kural fakat fikir ayrılıkları bu beş sene içinde devleşmiş ve işin içinden çıkılmaz hale gelmişti. Yalnızlaştığım bu dönemde yazmak sığınağım haline geldi. Sürekli olarak hayatın içindeki her konuyla alakalı yazmaya başladım. Şu anda bitirmek üzere olduğum bir kitabım var. Mesleğim bankacılık. Bir süre özel bir bankada finansal hizmetler yöneticiliği yaptım. Sonra asıl sıfatımın yazarlık olması gerektiğine karar verdiğim için bu işle ilişiğimi kesip tüm gücüm ve edebi yeteneğimle yazmaya başladım. Çok yakında ilk kitabımla yazarlık deneyimimi somutlaştırmış, ölümsüz olma yolunda ilk adımı atmış olacağım. Coşkulu ve heyecanlıyım. İnsanların mutlak bir kaderle doğduğuna inanıyorum ama belli ölçülerde hayatımızın daha iyi ve güzel olmasının bize bağlı olabileceği kanaatindeyim. Hayatımızda başımıza gelmiş en büyük kötülük ya da şanssızlıkmış gibi görünen kimi yaşanmışlıklar bizim biz olmamız için gerekli şeylerdir. Öyle ki ben kendime çok uzak yaşam biçimlerine sahip kardeşler ve anne babam sayesinde iletişim becerimi benim yaşımda olan birçok insana göre daha iyi ve çok yönlü olarak geliştirdim. Karşımdaki insanı olduğu şekliyle kabul etmenin önemini anladım. Başka bir şey ise insanların içine doğduğu, içinde büyüdüğü ve sahip olduğu olanakların farklılığı ve değişen sosyal yaşam ve beklentiler çok farklı perspektifleri barındırıyor. Bunun sonucu olarak çoğu zaman iletişimsizlik baş gösteren ilk problemdir. Bu problemi aşmanın etkin yolu da empati, saygı ve tabi ki daha önceki satırlarımda da belirttiğim üzere insanları kendi yaşam şekilleri, kendi doğruları ve kendi yaşam felsefeleriyle oldukları şekilde kabul etmek. Kendimi kendi dilim döndüğünce ifade eden samimi satırlarımla size veda etmek isterim. "yeniden canlanmanın adıdır bahar... Çiçek kokusu... Polen hapşırığı... Bir avuç taze eriktir çiçeği burnunda... Eş dostla iki satır muhabbettir... Yeşilin maviyle aşkı, güneşle taçlanması, yağmurla damla damla parlamasıdır. Eriyen kar tanelerinin coşturduğu ırmaklardır. Sevginin kalplere sığmaz olduğu aydır. Aşkın mevsimidir. Güzeldir işte. Ben de bir bahar günü bir perşembe sabahı dolanmışım çarşafa:) Derler ki; yağmurla gelmişim, bereketle... Bu yüzden adım, bu yüzden bir esip bir gürleyip bir çiçek açmalarım. Kelebek misali oradan oraya kanatlanmalarım bu yüzden. Bu yüzden ateşe kanat çırpmalarım.. Çünkü bu benim doğam. Bu yüzden her şey için iyi ki... İyi ki doğdum o zaman :) başımla beraber bu hayattan ne gelirse ..." Bahar Göksu Alanya
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.